28 Ocak 2011 Cuma

Nasılım biliyor musun?

26 Ocak..


Bir elimde sigara var diğer elimde nutella..
Dakikada iki kere telefonumu kontrol ediyorum gaipten mesaj bipleri ve titreşimler duyarak..
Bugün çok farklı bir gün..
Garip bir denge, saçma bir düşünce, ayrı bir mantık...
Bugün mutlu olmaya programladım kendimi, mutlu olamazsam mutsuz olurum yani. Fena şartlandım!
Beyni yıkanmış cemaatçi veletler gibi safım şu an, ve safım belli değil.
İnsan günde kaç paket sigara içerse boğazı gereğinden fazla tahriş olur?
Ya kalbi nasıl tahriş olur insanın? Gururum öksürüyo be! Gözlerim terliyo şu an..


İyi niyetli kötü adam ilan edilmek üzere hissediyorum kendimi yine..
Yine bişeyler olacak, yine en çok zararı ben göreceğim ve yine ihale bana yıkılacak.
Kahretsin! Hissediyorum..


İlhamını kaybetmiş bir müzisyen, düşünmeden yazan bir yazar, sürekli moral bozan bir dost, cahil bir aydın gibi hissediyorum kendimi..
Hepsinden farkım, tek başıma hepsi birden olmam..
Zar atsam yarım gelir.. Öyle cenabet bi moralim var şu an..
Hani dünya yuvarlak ya, basınca ayağım kaysın diye dizayn edilmiş bence. Bi de dönüyo utanmadan!
Quaresma'nın az önce Trabzona attığı muhteşem gol normalde iki üç gün neşeli olmama yeterdi, şimdi beş dakika sürmedi bende etkisi..
Çünkü Beşiktaşta oturan Trabzonlu bir kız bu yazıyı bana yazdıran..
Doğru söylüyorsa tabi. (adının bile doğru olduğundan şüphelenmeye başladım çünkü)
Kader t.şak geçiyo sanırım yine benimle..




27 Ocak..


Üzgünüm, yorgunum, gerginim, kızgınım, kırgınım..
Üstelik uzun süredir başımın bu kadar ağrıdığını, bu kadar amaçsız, yalnız ve çaresiz hissettiğimi hatırlamıyorum.


Senin de mutlaka başın ağrıyınca koştuğun bir dostun, sırdaşın vardır. Herkesin vardır, yoksa gel tanışırız.
Derdini anlattığında sana çözüm önerileri sunan, garip cümleler kurup mucizevi bir şekilde seni teselli edebilen arkadaşından bahsediyorum.
Her boku bilen, görmüş geçirmiş, mütemadiyen defalarca ebesi bellenmiş, çok canı yanmış arkadaşın.
Hani dünyan altüst olunca gelip "boşver takma yaa, değer mi üzülmeye lan" diyen. Hah! O arkadaş.
O arkadaş olmak çok sinir bozucu bişey işte. Sıkıcı bir şey en azından.
O arkadaş sana mecburen sürekli yalan söyler, doğru söylüyorsa da doğru olduğuna inanmıyordur söylediğinin, yoksa neden doğru söylesin.
Gerçekleri söyleyip iyice moralini bozmamak için böyle yapmak zorundadır.
Ve o arkadaş genelde senden bin beterdir her boku bilmesine rağmen. Zaten her boku biliyor olması da çok hata yaptığının kanıtıdır.
Mesela bir kadına istediği aşırı ilgiyi vermenin felaketle sonuçlanacağını tecrübe etmeden anlayamazsın..
El elin eşeğini türkü çağırarak arar. Ve terzi kendi söküğünü dikemez işte.
Her koyun kendi bacağından asılır çünkü.
Damlaya damlaya göl olmuştur zaten, ve bunun bu konuyla pek alakası yok tabi.
Neyse, o arkadaş yakın çevremin büyük kısmı için benim işte.


Ve şimdi kız arkadaşı tarafından parmakta oynatılan, hatta sonra o parmağa oturtulan, "kanka zaten o kız yanına yakışmıyodu" dediğim,
"Zavallı" diye nitelendirdiğim arkadaşların bana bir yerleriyle gülmeleri ihtimalini hiçe sayıyorum.
Geçenlerde "aşk diye bir şey yok" dediğim bazı arkadaşlarımın nazire yapar gibi facebookta ilişki durumumu beğenmeleri ise ayrı bir dava zaten.
Kendim kaşındım.


Sözün özü, fena kitlediler bana. Fena oyuna geldim, fena kandırıldım.
Kimliğe göre 21 yaşındayım, ama geceleri pek uyumadığım için şu an 26-27 yaşına girmiş bir insanla eşit süre yaşadığımı düşünüyorum (Her türlü kırk yapar).
Bu yaşta, bu kadar olgun olduğumu düşünürken böyle oyuncak olmayı kendime bir türlü yediremiyorum.


En çok aşka inanmıyorum diyenler aşık olmuştur. Çünkü acıyı yok sayabilmek için sebebi yok etmek gerek.
Evet, aşık olan herkes mutlaka acı çeker.
Evet, bu son derece ilkel bir savunma mekanizması.
Evet, kendini kandırmaktan başka bir işe yaramaz.
Evet, yine de uslanmayız.
Ve evet, az kalsın aşık oluyodum geçenlerde.. Direkten döndüm çok şükür.


Tam artık "kadınları tanıyorum, artık kanmam, aşık olmam ben, aşk diye birşey yok, hem sevsem bile çok yüz verip bi tarafını kaldırmam,
dersimi aldım, bekarlık sultanlık, yalnızlık benim en vefalı yarim" gibisinden harika felsefeleri kabulleniyorum.
Derken birden bir kadın çıkıyor, hayatıma giriyor, daha önce yuttuğum tüm numaraları bana tekrar yutturup tüm dengemi bozuveriyor..
İşin çirkin tarafı bu durum ilk başlarda benim hoşuma gidiyor.
Şimdi dışarı çıksam 3-4 kızla tanışsam şansımı denesem sabah uyandığımda kesin birisi yanımda olur..
Biliyorum, eminim..
Ama olmaz! İlla ben birini bulucam, aşık olucam, yine kanıp yine kandırılıcam. Çünkü benim canımın yanması lazım!
Yoksa olmaz.. Mazallah birkaç saatten daha uzun mutlu olursam dünyanın dengesi bozulur.


28 Ocak..


Merhaba hayat. Nerede kalmıştık en son?


Sefa Özçelik

6 yorum:

  1. sayfanızı sürekli takip ediyorum.
    yazılarınız gerçekten harika.
    başarılarınızın devamını dilerim

    YanıtlaSil
  2. TAKTİR EDİYORUM
    ARKADAŞ

    YanıtlaSil
  3. tebrikler güzel yazı...
    her türlü 40 yapar :D

    YanıtlaSil
  4. sefa, abi naptın sen yaa..
    şimdi ben nasılım biliyo musun?

    YanıtlaSil
  5. olmuşsun sen abi

    YanıtlaSil

Okuyoruz Çünkü..!