Şimdi yeni durumlarım var güncellenmemiş hesaplarım ,yorgun gözlerim, uykusuz esnemelerimle, durgun konuşmalarımla suskun yutkunuşlarım birlikte beş çayı içiyorlar..
Şimdi yeni sürgünlerim var..
Ne yana dönsem o yana sürgünlerden değil hep içinde olduğum sürgünlerim..
Ama umutsuzluğumla sakinliğim içiçe geçmişken aklıma takılan bazı suretlere güvenebilesim var..
Gül Neva
12 Mart 2011 Cumartesi
Aldanış
Penceremdeydim bir gün
Ayazın avaz avaz ağız burun kestiği bir güz
Gördüklerim anlatmak istediklerime ayna tutuyor
Her şeyi geri bana yansıtıyor
Köşe başında bir adam var ağlamaklı
Gözyaşları herkesten tuzlu
Kim bilir kim böylesine yalnız bırakmış adamı
Yoldan geçen ressam tablosunu taşırken fotoğrafçı birkaç aşkı belgelemekte
Çelik topuk ayakkabılı kadınlar kaldırımlarda ritim tutmakta
Hangi adamın canını yakıpta böyle şıngırdamakta
Badanası yeni yapılmış yüzleriyle eteklerindeki zilleri çarpa çarpa götürmekte
Üzgün adam gömleğini çekiştirmekte
Eksik kol düğmelerini aramak adına yerlerde deşinmekte
Acınacak durumdayken arabasıyla çamurlu su fırlatan kadının hiç merhameti yok bu adama
Bile bile isteyerek yapmış gibi bu eylemi
Kadın arsızca gülümsemekte
Sıradan bir havası var işte
Adam kirli
Ayakta kendini sirkelemekte
5 kuruşu olsa bu döküntülükte düşecek yere
Kadın umarsızca ezip geçmekte
Adam ümitsizce yerlere düşmekte
Böyle, bu pencereden bakınca kadın suçlu, adam masum
Kadın güçlü, adam bitkin
Kadın kazanmış, adam kaybetmiş
Oysa bilinmedik bir şeyler kurcalıyor zihnimi
Eksik parçalar puzzle misali boşluklar açmakta
Evet gördüğüm bir adam var ağlamaklı
Yalnızlıktan değil ama
Sokağa köşe başına bir başına atılmasının sebebi kurnazca kandırmacalar.
Ve o topuklu ayakkabılı kadınlar ihanetin sırtına geçirmekte o ritimlerini
Tüm sinirini seslerden çıkarmakta.
Yüzündeki boyalar ağlamaktan şişmiş gözlerini saklamakta
Zil çalan etekleri ihanetin tek delili.
O adam.. Hüzünlü yorgun dediğim..
Eşyaları dışarı fırlatılmış gömleğini bile iliklemeye vakti olmayan adice yalpalayan kendini haklı çıkaran masumluğuyla duran bir adam.
Üzgün kadının umrunda olabilir mi ki eksik kol düğmeleri
Sürünmesini deli gibi isterken
Acıdan kesilen sinir kahkahalarıyla ezmemesine şaşırmamalı adamı
Arabanın altına aldığı öfkesiyle ezmiyorsa adamı tebrik edip kutlamalı bu kadını..
Nasıl da yüklenmişti aldatılmanın acısını
Var olmayan o hiç görünmeyen aldanışın adını
Canlarda cananlarda akla gelecek en son şeydi belki de
Söylesene rüya mı gördük yine
Hangimizi aldatmıştı bu hikaye.
Hangisine körü körüne inanmıştık.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildi aslında retinamız neyi uygun görüyorsa onu yerleştiriyordu aklımıza..
Ve hiçbir insan tahmin edildiği gibi basit yapıda değildi bu hayatta
Nasıl anlamak istiyorsan öyle anla..!
Pelin Yılmaz
Ayazın avaz avaz ağız burun kestiği bir güz
Gördüklerim anlatmak istediklerime ayna tutuyor
Her şeyi geri bana yansıtıyor
Köşe başında bir adam var ağlamaklı
Gözyaşları herkesten tuzlu
Kim bilir kim böylesine yalnız bırakmış adamı
Yoldan geçen ressam tablosunu taşırken fotoğrafçı birkaç aşkı belgelemekte
Çelik topuk ayakkabılı kadınlar kaldırımlarda ritim tutmakta
Hangi adamın canını yakıpta böyle şıngırdamakta
Badanası yeni yapılmış yüzleriyle eteklerindeki zilleri çarpa çarpa götürmekte
Üzgün adam gömleğini çekiştirmekte
Eksik kol düğmelerini aramak adına yerlerde deşinmekte
Acınacak durumdayken arabasıyla çamurlu su fırlatan kadının hiç merhameti yok bu adama
Bile bile isteyerek yapmış gibi bu eylemi
Kadın arsızca gülümsemekte
Sıradan bir havası var işte
Adam kirli
Ayakta kendini sirkelemekte
5 kuruşu olsa bu döküntülükte düşecek yere
Kadın umarsızca ezip geçmekte
Adam ümitsizce yerlere düşmekte
Böyle, bu pencereden bakınca kadın suçlu, adam masum
Kadın güçlü, adam bitkin
Kadın kazanmış, adam kaybetmiş
Oysa bilinmedik bir şeyler kurcalıyor zihnimi
Eksik parçalar puzzle misali boşluklar açmakta
Evet gördüğüm bir adam var ağlamaklı
Yalnızlıktan değil ama
Sokağa köşe başına bir başına atılmasının sebebi kurnazca kandırmacalar.
Ve o topuklu ayakkabılı kadınlar ihanetin sırtına geçirmekte o ritimlerini
Tüm sinirini seslerden çıkarmakta.
Yüzündeki boyalar ağlamaktan şişmiş gözlerini saklamakta
Zil çalan etekleri ihanetin tek delili.
O adam.. Hüzünlü yorgun dediğim..
Eşyaları dışarı fırlatılmış gömleğini bile iliklemeye vakti olmayan adice yalpalayan kendini haklı çıkaran masumluğuyla duran bir adam.
Üzgün kadının umrunda olabilir mi ki eksik kol düğmeleri
Sürünmesini deli gibi isterken
Acıdan kesilen sinir kahkahalarıyla ezmemesine şaşırmamalı adamı
Arabanın altına aldığı öfkesiyle ezmiyorsa adamı tebrik edip kutlamalı bu kadını..
Nasıl da yüklenmişti aldatılmanın acısını
Var olmayan o hiç görünmeyen aldanışın adını
Canlarda cananlarda akla gelecek en son şeydi belki de
Söylesene rüya mı gördük yine
Hangimizi aldatmıştı bu hikaye.
Hangisine körü körüne inanmıştık.
Hiçbir şey göründüğü gibi değildi aslında retinamız neyi uygun görüyorsa onu yerleştiriyordu aklımıza..
Ve hiçbir insan tahmin edildiği gibi basit yapıda değildi bu hayatta
Nasıl anlamak istiyorsan öyle anla..!
Pelin Yılmaz
Ayakkabı boyacısı çocuğun hüznü çöker içime..
Yansımalar
Hiçbir tebessümde bulamadığınız şey.
Bütün kokulardan nefret ettiğiniz herkesi yabancıladığınıız bir oluşum.
Ayrılık çift dikişini atmışken kalplerimize sizin hala bir mikropmuş gibi gördüğünüz bir olgu..
Oysa daha doğarken ayrılmamışmıydık bedenlerimizden..
Kimse kabul etmek istemez.
Aşkın başlangıcı Ayrılık oysaki..
Kutu kutu peçetelere, tabak tabak tatlılara, buzdolabı önünde ağlamalara alışkındı aşk.
Hiç ayrılmamış gibi davranmaya ayrılığı kabullenmemeye her seferinde devam ediyordu. Yalancı gülümsemelerle..
Hiç çalmayan telefon, kapı.. Geçmek bilmeyen dakikalar..
Derinlerinde bir yerde guguklu saat yaratıyordu adama.
Ne zaman haykıracağı vakit gelse kızılcık şerbeti saçıyordu her yere.
Ayrılık ertesi ayakkabı boyacısı çocuğun hüznü çöker içime. Gururundan taviz vermeyen, bir köşeye itilmiş, çaresiz, görünmez bir varlık olarak görürüm kendimi.
Aynalara küsmeler, yansımalardan kaçmalar işte o vakit başlamıştı içimde.
Anı bırakmamak için sevgiliden alınmayan mektuplar, çekilmeyen fotoğraflar, hiç verilmeyen hediyeler iç sancılarımı arttırmaktaydı.
Duyduğum vaatlerin, zihnimde kazıdığım gözlerinin, hiç eskimeyecek teninin bir manası kalmamıştı şimdilerde.
Kapatılan fallarda uzun burnuyla yalancılıkta bir numara olan sevgilim!
Ayrılığın acısı bir karanlık gibi çöktü üzerime.
Dipsiz bir kuyu dokunmaya kıyamadığın saçlarımdan beni içeriye çekmekte.
Hala duyurmakta geciktiğim sözlerim var derinde.
Senden sakındığım yalnızlıklarım doluşmakta hücrelerime..
Ne o bitimsiz aşklarımı betimleyecek ne de hiç eskimeyecek plaklarımı tasvirleyecek takat var bitap bedenimde.
Karşıdan karşıya geçerken bile olan o ufacık tereddüt senin aşkına sualsiz atlarken içimde ne oldu da belirmemişti ?
Hangi inanç aşk kadar dogmatikti ?
Yeşilçamda çarpan arabalar açar mıydı aşka kör olan gözlerimi ?
Dikip bir kenara fırlattığım içki şişeleri yerlere sızıyordu damarlarımdan fışkıran öfkeyle.
Ağzımdan burnumdan kustuğum aşk işte..
Beklemek.. Daha iyisinin olmadığını görene kadar..
Pişmanlıktan dönmez ya insan en çok bunu bildiğimden közlenirim ben.
Tekrar kandığın, aldandığın yerden başlarsın tadımlık aşkına.
Sonra ne olursa olur yine biter işte..
Ağzından argodan bozma kelimeler dökülürken “Sevmiyorum! Hiç sevmedim” nidaları atmak..
Avazının çıktığınca yalana batmak..
Herkeste ondan bir parça aramak..
Kum tanelerini avuçlarından aşağıya akıtıp bir tanesini saklayabilmek gibiydi onu bulmak.!
Elleriniz alev topuna dönmüşken herkesi yakarken kendinizi, kalbinizi o buz dağından kurtaramamaktı..
Ne dizi izleyebiliyorum artık ne de dramatik bir film.
Her sahnede, arka fonda çalan her parçada bir görüntü belirdiğinden beridir tek yaptığım dövüş filmleri seyretmek.
Birbirlerine öldüresiye vurmalarını izlemek..
Kan revan içinde ağlayarak ekrana bakmak.
Bir nebze olsun aklımı dağıtırken bize dair, bizsiz ya da birlikte geçmiş zamanlara dair hiçbir şey hatırlamamak..
Hissizliği geçmişin yokluğunu içinde taşımak serum etkisini yaratırken, “yoksun”lara savaş vermek kutsal bir önem taşıyordu bende.
Bu yüzden yaşam hücreleri ölü bedenimde..
Kalbini göğüs kafesinde taşıyan birine hiç rastlamadığımdandır “seni seviyorum”larınıza tenezzül etmeyişim..
Ve ondandır hiçbir zaman sizin gibi basite indirgeyip de sevemeyişim..
Pelin Yılmaz
Hiçbir tebessümde bulamadığınız şey.
Bütün kokulardan nefret ettiğiniz herkesi yabancıladığınıız bir oluşum.
Ayrılık çift dikişini atmışken kalplerimize sizin hala bir mikropmuş gibi gördüğünüz bir olgu..
Oysa daha doğarken ayrılmamışmıydık bedenlerimizden..
Kimse kabul etmek istemez.
Aşkın başlangıcı Ayrılık oysaki..
Kutu kutu peçetelere, tabak tabak tatlılara, buzdolabı önünde ağlamalara alışkındı aşk.
Hiç ayrılmamış gibi davranmaya ayrılığı kabullenmemeye her seferinde devam ediyordu. Yalancı gülümsemelerle..
Hiç çalmayan telefon, kapı.. Geçmek bilmeyen dakikalar..
Derinlerinde bir yerde guguklu saat yaratıyordu adama.
Ne zaman haykıracağı vakit gelse kızılcık şerbeti saçıyordu her yere.
Ayrılık ertesi ayakkabı boyacısı çocuğun hüznü çöker içime. Gururundan taviz vermeyen, bir köşeye itilmiş, çaresiz, görünmez bir varlık olarak görürüm kendimi.
Aynalara küsmeler, yansımalardan kaçmalar işte o vakit başlamıştı içimde.
Anı bırakmamak için sevgiliden alınmayan mektuplar, çekilmeyen fotoğraflar, hiç verilmeyen hediyeler iç sancılarımı arttırmaktaydı.
Duyduğum vaatlerin, zihnimde kazıdığım gözlerinin, hiç eskimeyecek teninin bir manası kalmamıştı şimdilerde.
Kapatılan fallarda uzun burnuyla yalancılıkta bir numara olan sevgilim!
Ayrılığın acısı bir karanlık gibi çöktü üzerime.
Dipsiz bir kuyu dokunmaya kıyamadığın saçlarımdan beni içeriye çekmekte.
Hala duyurmakta geciktiğim sözlerim var derinde.
Senden sakındığım yalnızlıklarım doluşmakta hücrelerime..
Ne o bitimsiz aşklarımı betimleyecek ne de hiç eskimeyecek plaklarımı tasvirleyecek takat var bitap bedenimde.
Karşıdan karşıya geçerken bile olan o ufacık tereddüt senin aşkına sualsiz atlarken içimde ne oldu da belirmemişti ?
Hangi inanç aşk kadar dogmatikti ?
Yeşilçamda çarpan arabalar açar mıydı aşka kör olan gözlerimi ?
Dikip bir kenara fırlattığım içki şişeleri yerlere sızıyordu damarlarımdan fışkıran öfkeyle.
Ağzımdan burnumdan kustuğum aşk işte..
Beklemek.. Daha iyisinin olmadığını görene kadar..
Pişmanlıktan dönmez ya insan en çok bunu bildiğimden közlenirim ben.
Tekrar kandığın, aldandığın yerden başlarsın tadımlık aşkına.
Sonra ne olursa olur yine biter işte..
Ağzından argodan bozma kelimeler dökülürken “Sevmiyorum! Hiç sevmedim” nidaları atmak..
Avazının çıktığınca yalana batmak..
Herkeste ondan bir parça aramak..
Kum tanelerini avuçlarından aşağıya akıtıp bir tanesini saklayabilmek gibiydi onu bulmak.!
Elleriniz alev topuna dönmüşken herkesi yakarken kendinizi, kalbinizi o buz dağından kurtaramamaktı..
Ne dizi izleyebiliyorum artık ne de dramatik bir film.
Her sahnede, arka fonda çalan her parçada bir görüntü belirdiğinden beridir tek yaptığım dövüş filmleri seyretmek.
Birbirlerine öldüresiye vurmalarını izlemek..
Kan revan içinde ağlayarak ekrana bakmak.
Bir nebze olsun aklımı dağıtırken bize dair, bizsiz ya da birlikte geçmiş zamanlara dair hiçbir şey hatırlamamak..
Hissizliği geçmişin yokluğunu içinde taşımak serum etkisini yaratırken, “yoksun”lara savaş vermek kutsal bir önem taşıyordu bende.
Bu yüzden yaşam hücreleri ölü bedenimde..
Kalbini göğüs kafesinde taşıyan birine hiç rastlamadığımdandır “seni seviyorum”larınıza tenezzül etmeyişim..
Ve ondandır hiçbir zaman sizin gibi basite indirgeyip de sevemeyişim..
Pelin Yılmaz
Robinson Gibi
Herkese yetmeye çalışırken kendime bile yetemez oldum..
Bazen düşünüyorum ;hep kontrolcüydüm yanımda yürüyenlerin bile adımlarını gözlemleyecek kadar..
Oysa bu hastalıklı bir ruh haliydi hep kastım hata yapmamak için..
Şimdi hata yapınca kaza süsü vermek zorunda kalıyorum.
Kime neye hesabım varsa hepsi gelsin alsın kapatalım,
Hayat sonu hesap ve kitaplarını bu da o yılın cirosu olsun herkese dağıtayım benim karım zarardan dönsün o da yeter..
Sonra Sezen Aksu çalsın fonda alıp başımı gideyim efeler gibi..
Çokta hırsım yokken dünya nimetlerinden yana öylece Robinson gibi yaşayayım 15 20 yıl bir adada..
Yani okadar etsin ömrüm ortalama 40 45 işte..
Gül Neva
Bazen düşünüyorum ;hep kontrolcüydüm yanımda yürüyenlerin bile adımlarını gözlemleyecek kadar..
Oysa bu hastalıklı bir ruh haliydi hep kastım hata yapmamak için..
Şimdi hata yapınca kaza süsü vermek zorunda kalıyorum.
Kime neye hesabım varsa hepsi gelsin alsın kapatalım,
Hayat sonu hesap ve kitaplarını bu da o yılın cirosu olsun herkese dağıtayım benim karım zarardan dönsün o da yeter..
Sonra Sezen Aksu çalsın fonda alıp başımı gideyim efeler gibi..
Çokta hırsım yokken dünya nimetlerinden yana öylece Robinson gibi yaşayayım 15 20 yıl bir adada..
Yani okadar etsin ömrüm ortalama 40 45 işte..
Gül Neva
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)