27 Şubat 2011 Pazar

Bu oyunu böyle oynuyorum ben..

Güneş doğarken bulutlar geniş bir sahnenin perdeleri gibi yanlara doğru açılıyorlar bu sabah...
Locamdan izliyorum. Defalarca kez izlemiş olsam da yine aynı heyecanla...
Garip değil mi?
Sonunu bile bile aynı şeyleri yapmak, aynı şeylere seyirci kalmak, aynı saldırılara maruz kalmak. Garip.

Neyse güneş doğuyor. Uyanıyorum ben..
Senin hayalinle uyuyup senin hayalinle uyanıyorum bu sefer.
Sen nerdesin bilmiyorum. sen yoksun. Neden yoksun onu da bilmiyorum. Ve sen de bilmiyorsun.
Biraz sonra sen arıyorsun, sen kokan yastığımın altındaki ekranında senin resmin olan telefonumda senin adını görüyorum.
Açıp senin sesini duyuyorum, sonra senin yalanlarını...
Sonra sana inandırıyorum kendimi. Çünkü sana inanıp inanmamam çok umrunda değil. Biliyorum.
Beni aptal sanıyor olman beni eğlendirsede bazen çileden çıkarıyosun beni.
Olsun. Yaptığım en sevimli hatasın sen. Öyle güzel, öyle çekici, öyle farklı, öyle tehlikeli.
Hayatımı istediğin an mahvedebilmen için sana tüm açıklarımı tek tek veriyorum.
Sana güvendiğim için değil, sadece bu oyunu böyle oynuyorum ben. Kaybetmeyi de severim yeri geldiğinde.
Konu sen olunca daha bir zayıf, daha savunmasız oluyorum. Bu sana sevgimden değil, hayranlığımdandır.
Ve hayır seni sevmiyorum ben.
Sadece senin elini tutmayı, seni öpmeyi, seni koklamayı, sana sarılmayı seviyorum.
Seninle konuşmayı, bakışmayı, dolaşmayı, seni düşünmeyi, senin bana kattığın heyecanı seviyorum.
Sen gideceksin nasılsa benden bıktığında, ve bende bir boşluk kalacak, senin yerin,
Orayı dolduramazsam sorun olacak bu benim için. Yankı yapacak en azından! Alışmak zor olacak anlayacağın.
Gitmen gerekecek birgün, ve bana "sen iyi çok iyi birisin sefa, üzgünüm bunları haketmedin" diyeceksin.
Ben bu cümleyi çok tanıdık bulup gülümseyeceğim, sinirden, evet.
Bunları adım gibi biliyor olmama rağmen ilişkinin bu noktaya gidiyor olması beni üzmüyor.
Ben bu heyecanı seviyorum aslında, ben böyle mutlu olabiliyorum. Bu bana yetmese de bundan rahatsız olmuyorum.

Neyse, (bu kelimeyi çok seviyorum bu aralar, sanki olsun dermiş gibi biraz, keşke dermiş gibi, ama demiş olmuyoruz ya!)
Yıllarımızı hayatı, mutluluğu, kaderi veya aşkı formülize etmek için harcayıp aslında herşeyi ıskalıyoruz çoğumuz.
Ben oturup mutluluğun ne olduğunu düşünmek yerine, yaşamayı deniyorum.
Bir gün çok mutlu olunca, ertesi gün keşke yine çok mutlu olsam demek bencilliktir.
Ben sadece nasıl çok mutlu olabildiğimi görmeye çalışıyorum.
Bir profesör edasıyla kendi hayatımı kobay olarak kullanıp verileri arşivime yüklüyorum.
Sen de benim laboratuvarımda bir araçsın. Ben seni kullanmayı bilmiyor olabilirim şimdilik. Ama öğreniyorum yavaş yavaş.
Ve ben seni kullanmayı öğrendiğimde, hayatımın buluşu olacaksın...

İnsan hata yapar. Sonra tekrar aynı hatayı yapar. Sonra bir daha yapar. Uslanmaz yine yapar.
İnsan budur zaten. İnsan unutkandır. İnsan acizdir.
Ve ben insanım. Hatta aslında hatalarından pişmanlık duymayan bir insanım.
Bu yüzden hata yapıyorum. Aynı hatayı mütemadiyen tekrarlıyorum sonra.
Yaptığım her hata bir çizik atıyor ruhuma.. Her hata daha da kanatıyor.
Ya, ders alıp bir daha yaptığımızda güçlü oluruz (bir daha aynı hatayı yapmayız demiyorum, çünkü insanız)
Ya da paramparça oluruz. Ve tercih hakkımız yok. Biz sadece yaşarız, becerebildiğimiz kadar.


Sefa Özçelik

21 Şubat 2011 Pazartesi

Sadece canım sıkkın..

Bu yazımda edebiyat yapmayacağım.. Bencillik belki ama sadece kendimden bahsedeceğim, çünkü canım sıkıldı.
Oku istersen, belki aynı kişiyizdir.. 


Sadece canım sıkkın..
Bunu depresyona, ailesel sorunlara, sosyal ortamıma, çevreye, okula veya bir kıza bağlamak saçma..
Yeni farkettim bunu..
Bi boşluk işte be.. Öyle çok önemli bi sorun yok ki, sadece canım sıkılıyo..
Hayattan keyif almayı beceremiyorum belki, belki kendime suni acılar yaratarak bişeyleri unutmaya çalışıyorum..
Bilmiyorum..
Sadece canım sıkkın şu an, ve artık melankolik takılmanın saçma olduğuna ikna olmuş durumdayım..


Beni tanıyanlar bilir, ben en neşeli ortamlarda bile dalıp gidebilirim..
O gün Beşiktaş kaybetmemişse, param bitmemişse (ve çok ihtiyacım varsa), tuğba gibi bi kız çıkıp duygularıma tecavüz etmemişse, ya da aileme canım sıkılmamışsa falan o dalıp gitmeler sadece can sıkıntısındandır başka birşey değil..
Yoksa gelecek kaygısı (korkusu) bile taşımayan çok rahat ve özgür bir insanım aslında ben..
Sıkılmayı seviyor da olabilirim. Neden olmasın..
Belki insanların benimle ilgilenmesini istememin bilinç altımdaki tezahürüdür bu, bilinçli yapmasamda..


Benim canım ve onun sıkılan kısmı çok tatminsiz ve çok şımarıktır. Buna canımın istediği birçok şeyi vermeme rağmen engel olamıyorum.. Müzik yapmak istiyorsa albüme başlıyorum, yazmak istediğinde kahvesini hazırlayıp bilgisayarımı hizmetine sunuyorum, gezmek istiyorsa ayaklarım emrinde, spor yapmak istiyorsa haftada 10 saat aikido çalışmasına izin veriyorum, sırf canım sıkılmasın diye tavladığım kızlar da oldu..
Canım neden sıkılıyosun? Canım benden ne istiyosun? Söyle canım ne yapalım bu sefer?
Canım, orda mısın canım benim?!


Sefa Özçelik

17 Şubat 2011 Perşembe

Hadi Gel Vuralım Birbirimizi

Gel nefret edelim birbirimizden.
Karşıma intikam için de olsa çık bir kere..
Gel birbirimizi öldürme planları yapalım beraber.
Gel yeter ki. Lanet olsun gel artık.
Gel bir tokat at en azından, yanağımda sana değmiş olmanın gururunu bırak.
Gel. Kendini aşka bırak. Git sonra gidebiliyorsan..
Ama gel bir kez bile olsa, gözlerini bana sapla, beni yalnızlığa sat öyle git gideceksen.
Canım hiç bu kadar yanmadı, yürek hiç bu kadar kanmadı inan..
Seni bekleyecek gücüm yok artık.
Sana gel diyecek yüzüm yok artık..


Sefa Özçelik