Güneş doğarken bulutlar geniş bir sahnenin perdeleri gibi yanlara doğru açılıyorlar bu sabah...
Locamdan izliyorum. Defalarca kez izlemiş olsam da yine aynı heyecanla...
Garip değil mi?
Sonunu bile bile aynı şeyleri yapmak, aynı şeylere seyirci kalmak, aynı saldırılara maruz kalmak. Garip.
Neyse güneş doğuyor. Uyanıyorum ben..
Senin hayalinle uyuyup senin hayalinle uyanıyorum bu sefer.
Sen nerdesin bilmiyorum. sen yoksun. Neden yoksun onu da bilmiyorum. Ve sen de bilmiyorsun.
Biraz sonra sen arıyorsun, sen kokan yastığımın altındaki ekranında senin resmin olan telefonumda senin adını görüyorum.
Açıp senin sesini duyuyorum, sonra senin yalanlarını...
Sonra sana inandırıyorum kendimi. Çünkü sana inanıp inanmamam çok umrunda değil. Biliyorum.
Beni aptal sanıyor olman beni eğlendirsede bazen çileden çıkarıyosun beni.
Olsun. Yaptığım en sevimli hatasın sen. Öyle güzel, öyle çekici, öyle farklı, öyle tehlikeli.
Hayatımı istediğin an mahvedebilmen için sana tüm açıklarımı tek tek veriyorum.
Sana güvendiğim için değil, sadece bu oyunu böyle oynuyorum ben. Kaybetmeyi de severim yeri geldiğinde.
Konu sen olunca daha bir zayıf, daha savunmasız oluyorum. Bu sana sevgimden değil, hayranlığımdandır.
Ve hayır seni sevmiyorum ben.
Sadece senin elini tutmayı, seni öpmeyi, seni koklamayı, sana sarılmayı seviyorum.
Seninle konuşmayı, bakışmayı, dolaşmayı, seni düşünmeyi, senin bana kattığın heyecanı seviyorum.
Sen gideceksin nasılsa benden bıktığında, ve bende bir boşluk kalacak, senin yerin,
Orayı dolduramazsam sorun olacak bu benim için. Yankı yapacak en azından! Alışmak zor olacak anlayacağın.
Gitmen gerekecek birgün, ve bana "sen iyi çok iyi birisin sefa, üzgünüm bunları haketmedin" diyeceksin.
Ben bu cümleyi çok tanıdık bulup gülümseyeceğim, sinirden, evet.
Bunları adım gibi biliyor olmama rağmen ilişkinin bu noktaya gidiyor olması beni üzmüyor.
Ben bu heyecanı seviyorum aslında, ben böyle mutlu olabiliyorum. Bu bana yetmese de bundan rahatsız olmuyorum.
Neyse, (bu kelimeyi çok seviyorum bu aralar, sanki olsun dermiş gibi biraz, keşke dermiş gibi, ama demiş olmuyoruz ya!)
Yıllarımızı hayatı, mutluluğu, kaderi veya aşkı formülize etmek için harcayıp aslında herşeyi ıskalıyoruz çoğumuz.
Ben oturup mutluluğun ne olduğunu düşünmek yerine, yaşamayı deniyorum.
Bir gün çok mutlu olunca, ertesi gün keşke yine çok mutlu olsam demek bencilliktir.
Ben sadece nasıl çok mutlu olabildiğimi görmeye çalışıyorum.
Bir profesör edasıyla kendi hayatımı kobay olarak kullanıp verileri arşivime yüklüyorum.
Sen de benim laboratuvarımda bir araçsın. Ben seni kullanmayı bilmiyor olabilirim şimdilik. Ama öğreniyorum yavaş yavaş.
Ve ben seni kullanmayı öğrendiğimde, hayatımın buluşu olacaksın...
İnsan hata yapar. Sonra tekrar aynı hatayı yapar. Sonra bir daha yapar. Uslanmaz yine yapar.
İnsan budur zaten. İnsan unutkandır. İnsan acizdir.
Ve ben insanım. Hatta aslında hatalarından pişmanlık duymayan bir insanım.
Bu yüzden hata yapıyorum. Aynı hatayı mütemadiyen tekrarlıyorum sonra.
Yaptığım her hata bir çizik atıyor ruhuma.. Her hata daha da kanatıyor.
Ya, ders alıp bir daha yaptığımızda güçlü oluruz (bir daha aynı hatayı yapmayız demiyorum, çünkü insanız)
Ya da paramparça oluruz. Ve tercih hakkımız yok. Biz sadece yaşarız, becerebildiğimiz kadar.
Sefa Özçelik
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Okuyoruz Çünkü..!