27 Aralık 2010 Pazartesi

Sürrealist Mutlulukların Şairi

Temyize giden sevdalar gördüm ben,
Gümrüğe takılıp açık artırmayla satılan, kelepir, kaçak mallardan farkı yoktu gözümde bu hayatın..
Ve sen...
Sen kendine hakim olamadığından, avukat olmak zorunda bırakılmıştın..
Sen yaşantılarından dert yandıkça ölüntülerim geldi aklıma..
Sen eyvah! diyordun..
Bense yine eyvallah...



Haddini kaybeden cümleler kurdum ardından..
Denedim, yokluğun azalmadı,
En büyük varlığım yokluğun şimdi..
Ve ben, sürrealist mutlulukların şairiyim artık..
Sen gözümden düştün çoktan,
Damla damla düştün, sağanak sağanak..
Yer yer parçalı bulutlu bakışlarım ondandır belki...



Ve ben, sürrealist mutlulukların şairiyim artık..



Sefa Özçelik

“Kaldırım”lar

“Kaldırım”lar
Siz hiç bastığınız taşları ezip geçtiğinizi düşündünüz mü ?
Çocuktum.
Ayakkabılarımı hep çeke çeke yürürdüm. Sırf taşların da canı yanmasın diye.
Bilirdim onların da canı vardı. Çünkü benim de “taştan bir kalbim” vardı.
Sürüyerek ayaklarımı çeke çeke devam ederdim yola. 
Ayaklarıma değin uzanan o kırmızı hırkamı çekiştire çekiştire.
Yalpalayarak ama hafifçe.
Bilir misiniz..
Yere düşen gölgeme basarken bile canım yanardı benim. 
O yüzden korkardım gündüzleri dışarı çıkmaya.
Ve biz oynadığımız parkta hiç kumdan kale yapmazdık. 
Kale masallarımızın kutsal yuvasıydı ve biz hiçbir yuva yıkılmasın istiyorduk.
Çocukçaydık. Sadece çocuk değil !
Çıranın yanışını insanın bitap düşmesine benzetiyordum. 
İçin için yanan bir şeydi o. Üfledikçe alevlenen söndü dediğinde közlenen.
Hiçbir sokak hiçbir cadde yetemezdi bana. 
Her yere suya giren ayakkabımın izlerini bırakmalıydım.
Çünkü ben böyle kalıcı olacağımı sanırdım.
Nerden bilebilirdim ki "
Suyun kuruyana insanın ölene dek hatırlanacağını !"
Ya sonrası ? Biliyor musunuz hiç düşünmezdim.
Benim için zaman bir “çığlık”tı. Attım. Gitti.
Hayat ise bir “ıslık”. Çalıyorum. Bitti.






Pelin Yılmaz

Bir Düş'üş

Bir Düş'üş 
Yanı başınızda duran sokak lambası. 
Karanlık ve ıssız. 
Yalnız ve mutsuz.
O sokak lambası değilim ben..
Lambanın altında yağmurda sırıl sıklam olmuş bir kedi. 
Tir tir titreyen. 
Nil nehrinden soğuk titreyişleri. 
O kedi değilim ben..
Kediyi ceketinin içine alan bir çocuk. 
Ayakkabısız ve ürkek. 
Yamalı bereli.
O çocuk değilim ben..
Çocuğun başını okşayan bir adam. 
Gözleri çukurlaşmış yorgunluktan. 
Ve elleri buruşmuş artık yaşlılıktan. 
O adam değilim ben..




Pelin Yılmaz

26 Aralık 2010 Pazar

Uyumak Hakkında

İnatçı bir bünyem var! 
Sabah 7-8 gibi daima ayakta olurum, kahvaltımı yaparım, sonra yatarım.
Gecenin yalnızlığı, karanlığı ve karizması daima cezbetmiştir beni.
Gece saklar insanı, gece düşündürür, gece ilham verir.
Gel gör ki insanoğlu yanlış yolda, herşey gündüze göre ayarlanmış. 
Mecburen ayak uydurmak lazım bir şekilde. Okullar, marketler, mahkemeler, Seda Sayan!
Hepsi sabah çevrimiçi.
Neyse. Şu an dünya düzenini değiştirecek enerjim yok zaten.

Erken uyumak için birçok yöntem denedim aslında. Çeşit çeşit ilaçlar aldım, sıkıcı kitaplar okudum, 
çıkıp koştum defalarca gecenin bir vakti sırf yorulup bitkin düşebilmek için..
En sonunda pes ettim, akışına bıraktım.. Ben istikrarlı ve inatçı bir gece insanıyım.

Hergün güneşin doğuşuna şahit olur ona 'günaydın' derim. Perdeyi açarım, kahvemi paylaşırım isterse.
Şu an saat tam 6 mesela.. Birazdan o gelir ve ben giderim, birazdan..

Afyondayım ve burda güneş bile soğuk, o bile cimri. Bu şehirle anlaşamıyoruz bi türlü zaten.
Sessiz, sakin, iyi, hoş ama..
Ankara'yı terkedip geldim buraya ben, uzun bir ilişkiden yeni çıkmıştım, daha anlayışlı olmasını beklerdim!
Ama nerde! Sürekli kavga ediyoruz, ben her gece ona şehvetli küfürler kusuyorum.. 
O beni kaldırımlarında bile rahatsız edip defol dedikçe neden geldiğimi soruyorum kendime..
Sahi kimden kaçtım ki ben? Bi akıllı ben miydim aynı bölümü Ankara'da tutturupta gitmeyen?

Normal bir insansanız yardım edeyim şu an benim saatim ne kadar 6 çeyrek falansa, 
sizin saatiniz de o kadar akşam 10-11 işte. 
Haftalık ortalama alırsanız günde 4-5 saat uyuyorum.. 
20 saat uyuduğum günler oluyor bazen, ama haftalık ortalama yine günde 4-5 saat!
Ayrıca gece uykusu uyuyamadığım için, o 4-5 saat çok verimsiz. Çin malı uyku benimki.
Bazı günler halüsinasyonlar görüyorum, 
kendimi karşımda duran dolabın çekmecesinden çıkarıp kanepeye oturttuğum zamanları çok net hatırlıyorum.

Hastalık mı bu? Can sıkıntısı? Ergen liseli bunalımı? Sosyopat mıyım ben?

HAYIR!

Yaşam tarzı mı bu?

Belki.

Tek emin olduğum şey tek manyak ben değilim. 
Benim gibi birçok insan Kortizon içeren hain ilaçlara karşı uyuyamama sıkıntısını tercih ediyor.
Tehlikeli bir azınlığız biz, 

Merhaba dostum..
Ben o sınıfa en son gelip derste uyumaya devam eden, 
okulda gördüğünde garipsediğin, ürktüğün, ama akşam muhabbet ederken hayran kaldığın sınıf arkadaşınım.


Sefa ÖZÇELİK
(Yine Metin Belgesi-Sayfa 56)