27 Aralık 2010 Pazartesi

“Kaldırım”lar

“Kaldırım”lar
Siz hiç bastığınız taşları ezip geçtiğinizi düşündünüz mü ?
Çocuktum.
Ayakkabılarımı hep çeke çeke yürürdüm. Sırf taşların da canı yanmasın diye.
Bilirdim onların da canı vardı. Çünkü benim de “taştan bir kalbim” vardı.
Sürüyerek ayaklarımı çeke çeke devam ederdim yola. 
Ayaklarıma değin uzanan o kırmızı hırkamı çekiştire çekiştire.
Yalpalayarak ama hafifçe.
Bilir misiniz..
Yere düşen gölgeme basarken bile canım yanardı benim. 
O yüzden korkardım gündüzleri dışarı çıkmaya.
Ve biz oynadığımız parkta hiç kumdan kale yapmazdık. 
Kale masallarımızın kutsal yuvasıydı ve biz hiçbir yuva yıkılmasın istiyorduk.
Çocukçaydık. Sadece çocuk değil !
Çıranın yanışını insanın bitap düşmesine benzetiyordum. 
İçin için yanan bir şeydi o. Üfledikçe alevlenen söndü dediğinde közlenen.
Hiçbir sokak hiçbir cadde yetemezdi bana. 
Her yere suya giren ayakkabımın izlerini bırakmalıydım.
Çünkü ben böyle kalıcı olacağımı sanırdım.
Nerden bilebilirdim ki "
Suyun kuruyana insanın ölene dek hatırlanacağını !"
Ya sonrası ? Biliyor musunuz hiç düşünmezdim.
Benim için zaman bir “çığlık”tı. Attım. Gitti.
Hayat ise bir “ıslık”. Çalıyorum. Bitti.






Pelin Yılmaz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Okuyoruz Çünkü..!