Yansımalar
Hiçbir tebessümde bulamadığınız şey.
Bütün kokulardan nefret ettiğiniz herkesi yabancıladığınıız bir oluşum.
Ayrılık çift dikişini atmışken kalplerimize sizin hala bir mikropmuş gibi gördüğünüz bir olgu..
Oysa daha doğarken ayrılmamışmıydık bedenlerimizden..
Kimse kabul etmek istemez.
Aşkın başlangıcı Ayrılık oysaki..
Kutu kutu peçetelere, tabak tabak tatlılara, buzdolabı önünde ağlamalara alışkındı aşk.
Hiç ayrılmamış gibi davranmaya ayrılığı kabullenmemeye her seferinde devam ediyordu. Yalancı gülümsemelerle..
Hiç çalmayan telefon, kapı.. Geçmek bilmeyen dakikalar..
Derinlerinde bir yerde guguklu saat yaratıyordu adama.
Ne zaman haykıracağı vakit gelse kızılcık şerbeti saçıyordu her yere.
Ayrılık ertesi ayakkabı boyacısı çocuğun hüznü çöker içime. Gururundan taviz vermeyen, bir köşeye itilmiş, çaresiz, görünmez bir varlık olarak görürüm kendimi.
Aynalara küsmeler, yansımalardan kaçmalar işte o vakit başlamıştı içimde.
Anı bırakmamak için sevgiliden alınmayan mektuplar, çekilmeyen fotoğraflar, hiç verilmeyen hediyeler iç sancılarımı arttırmaktaydı.
Duyduğum vaatlerin, zihnimde kazıdığım gözlerinin, hiç eskimeyecek teninin bir manası kalmamıştı şimdilerde.
Kapatılan fallarda uzun burnuyla yalancılıkta bir numara olan sevgilim!
Ayrılığın acısı bir karanlık gibi çöktü üzerime.
Dipsiz bir kuyu dokunmaya kıyamadığın saçlarımdan beni içeriye çekmekte.
Hala duyurmakta geciktiğim sözlerim var derinde.
Senden sakındığım yalnızlıklarım doluşmakta hücrelerime..
Ne o bitimsiz aşklarımı betimleyecek ne de hiç eskimeyecek plaklarımı tasvirleyecek takat var bitap bedenimde.
Karşıdan karşıya geçerken bile olan o ufacık tereddüt senin aşkına sualsiz atlarken içimde ne oldu da belirmemişti ?
Hangi inanç aşk kadar dogmatikti ?
Yeşilçamda çarpan arabalar açar mıydı aşka kör olan gözlerimi ?
Dikip bir kenara fırlattığım içki şişeleri yerlere sızıyordu damarlarımdan fışkıran öfkeyle.
Ağzımdan burnumdan kustuğum aşk işte..
Beklemek.. Daha iyisinin olmadığını görene kadar..
Pişmanlıktan dönmez ya insan en çok bunu bildiğimden közlenirim ben.
Tekrar kandığın, aldandığın yerden başlarsın tadımlık aşkına.
Sonra ne olursa olur yine biter işte..
Ağzından argodan bozma kelimeler dökülürken “Sevmiyorum! Hiç sevmedim” nidaları atmak..
Avazının çıktığınca yalana batmak..
Herkeste ondan bir parça aramak..
Kum tanelerini avuçlarından aşağıya akıtıp bir tanesini saklayabilmek gibiydi onu bulmak.!
Elleriniz alev topuna dönmüşken herkesi yakarken kendinizi, kalbinizi o buz dağından kurtaramamaktı..
Ne dizi izleyebiliyorum artık ne de dramatik bir film.
Her sahnede, arka fonda çalan her parçada bir görüntü belirdiğinden beridir tek yaptığım dövüş filmleri seyretmek.
Birbirlerine öldüresiye vurmalarını izlemek..
Kan revan içinde ağlayarak ekrana bakmak.
Bir nebze olsun aklımı dağıtırken bize dair, bizsiz ya da birlikte geçmiş zamanlara dair hiçbir şey hatırlamamak..
Hissizliği geçmişin yokluğunu içinde taşımak serum etkisini yaratırken, “yoksun”lara savaş vermek kutsal bir önem taşıyordu bende.
Bu yüzden yaşam hücreleri ölü bedenimde..
Kalbini göğüs kafesinde taşıyan birine hiç rastlamadığımdandır “seni seviyorum”larınıza tenezzül etmeyişim..
Ve ondandır hiçbir zaman sizin gibi basite indirgeyip de sevemeyişim..
Pelin Yılmaz
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Okuyoruz Çünkü..!